Bingöl'ün Sesi Gazetesi Bingöl haberleri

Rahatsız Olacaklar Ama Yinede Yazalım…

Burada okuyacağınız gerçeğin hepimiz farkındayız, sizin için dinledim ve kayıt ettim… Lütfen sonuna kadar okuyunuz. Anlatan kişinin kendi ismi de dâhil olmak üzere hiçbir ismi vermemeyi daha uygun buldum… Kişileri değil de en azından olayları değerlendirmenin daha faydalı olacağı kanaatinde olduğum için isim belirtmeme ihtiyacı duydum.
Bu makale 06 Şubat 2013, Çarşamba 23:18:58 eklenmiş ve 873 kez görüntülenmiştir.
Veysel Çeliker

“Ben 1960 yılında Solhan’ın X köyünde doğdum, köyümüzde yakacağı bol olan, çökeleği, hayvanı olan kişiler zengin sayılırdı. O zaman insanlar paraya o kadar ihtiyaç duymazlardı, genelde takas sistemi vardı. Tabi eğitim ve öğretim ise çok kısıtlı idi, herkes okuyamıyordu. Bize en yakın okul olan Solhan YİBO 50 km uzaklıktaydı. Köyde ise okuyan kimse yoktu. 


Ben ailenin küçük çocuklarından biriydim, ağabeylerimden biri asker dönüşü sıkıntılarından bahsedip dururdu, sıkıntılarının temel sebebinin okumamak olduğunu belirtir dururdu. Yine bir gün bu hususta rahmetli babamla tartıştıklarına şahit olmuştum. Ertesi gün ise beni elimden tuttuğu gibi Solhan YİBO’ya götürdü ve okula kayıt ettirmek istediğini müdüre söyledi. Tabi daha sonradan da öğrendiğim kadarı ile o zamanın en pahalı sigarasından 2 paket rüşvet de vermiş… Her şeyi benim okumam için yaptı. Daha sonra çekip köye gitti.
 Bense birkaç sene sınıfta kalmakla beraber orta son sınıfa kadar Solhan YİBO’nun koridorlarından geçirdim günlerimi.

Şimdinin imkânları ile bir şeyler söylemem gerekirse gerçekten o zaman ki öğretmenler çok farklı kişilerdi, çok olgundular ve cidden çok iyi bir eğitimden geçiyorduk…
 

Asıl anlatmak istediğim noktaya ise şimdi gelmek istiyorum.
Orta son bittiği zaman bizi Ankara’ya sınava götürdüler. O zaman Sağlık Meslek Lisesi Türkiye’de bildiğim kadarı ile bir iki tane vardı. Bunun için ben ve birkaç arkadaşım sınava gittik. Sınav sonuçları açıklandığında ben bu sınavı kazanmıştım. Doktor olmamın önü açılmıştı. O yaz, okul hazırlıkları yaparken, bir gün X isimli şahıs  babamın yanına geldi ve o gün bizde misafir kaldı. Sohbet güzel bir şekilde giderken O sözde büyük, sözde hürmetli, sözde âlim, sözde saygıdeğer büyük sözlerine şöyle devam etti.

“Hacı, sen bu toprakların en şahsiyetli, en değerli en hürmetkâr isimlerindensin ve senin imanın bu çevrelerde pek nadir rastlanan bir imandır. Ama son zamanlarda yaptıklarınla bu isme gölge düşürmeye çalışıyorsun.”

Tabi bizim babanın yüzü kıpkırmızı oldu. Birden şoka uğradı, normalde sıradan biri olsa çok sert çıkardı. Fakat bu şahıs sıradan biri değildi. Bir şey de yapamazdı zaten.

Tabi bizim vatandaş devam etti. ”Çocuğunu Ankara’ya yollayacakmışsın, şimdi oralar komünist kaynıyor, sen Müslüman adamsın, çocuğun giderse kesin kâfir olur, sakın çocuğu gönderme”… Adamın tam olarak söyledikleri bunlardı, bundan sonra da konuyu değiştirdi zaten, ama benim baba için o sözler yeterliydi. Ertesi gün ne yaptımsa ne ettimse, saatlerce gözyaşı döktüysem de bir şeyi değiştiremedim, kendimi yırtmam da yanıma kar kaldı. Velhasıl babam beni okula göndermedi. Öylece kalakaldım.
 

Şimdi benim zoruma giden ne biliyor musun, bu sözü geçen adamın (!) çocuğu şimdi x kurumunda başmühendislik yapıyor. Şeref… Herif kendi çocuklarının hepsini okuttu. Benim cahilliğim ve işsizliğim de yanıma kar kaldı. O adamın oğlu kahveye geliyor, millete çay ısmarlıyor, bense kendi çay paramı zor çıkartıyorum.
 

E vallahi de e billahi de benim hakkım o adamlara helal değildir, öbür dünyada cehenneme gideceğimi bilsem de o adamlardan hakkımı alıp öylece gideceğim cehenneme…


BABALARIMIZI KANDIRANLAR BUGÜN KILIK VE STATÜ DEĞİŞTİRMİŞLERDİR!


Ve şimdi mücadele devam ediyor, en azından eşit şartlarda…
Aslında şartlar her zaman eşitti. Çünkü onlar da bizi görüyordu, biz de onları…
Şimdi de şartlar eşit, biz onları görüyoruz, onlar da bizi…
Babalarımızla, babalarının psikolojik savaşını onlar kazandı. Zaten başka bir sonucun ortaya çıkması beklenemezdi…
İlginç olan şudur ki, alışkanlıklar değişmiyor... Üstteki hikâyenin bir benzerini bizlerde yaşamışızdır.
Hiç unutmam öğrenim hayatımda ben ve bir arkadaşım matematik dersine merak sarmıştık. Yanılmıyorsam “Binom Açılım” konusunu o zaman “Yeşil Kitap” adını verdiğimiz “Fen Liselerine Hazırlık” kitabından çalışıyorduk. Sınıfımızın o zamanki çalışkanlarından biri yanımıza gelmişti ve alaycı bir sesle bağırmaya başladı sınıfın içinde…
“Heee Veyso’yla İdo, Binom açılıma çalışerler” tabi bunu söylerken kahkahalarla ve alaycı ifadelerler kendi sınıfdaşlarıyla beraber gülüyordu. Nedende bizleri bu “öğrenmeye” layık görmemişti. Babası okul temizleyen,kalorifer yakan bir çocuğun kendisi ile eşit olma ihtimalini bile aklından geçiremiyordu….Hayatım boyunca aklımdan çıkmayan bir hadisedir bu hadise.

Tabi o zamanlar bu olayı münferit bir olay olarak değerlendirmek dışında yapabileceğimiz bir şey yoktu. Şimdi ise olayı daha iyi irdeleme fırsatı buluyoruz.
O zatın ve sınıfdaşlarının sosyolojik geleneği buna elverişliydi. Geldikleri gelenek bunu böyle yapmalarını sağlamaktaydı. Atalarının hor gördüğü babalarımıza karşı nasıl davranıldığını biliyor olmalılar ki, çocuklarına karşı nasıl davranacaklarını biliyorlar.
Velhasıl babalarımızın yaşadıkları eziklikleri de bize yaşatmak istediler ve hala istiyorlar. Açıkçası bunu hep yaşadık, hep de yaşadı çocuklarımız…

SONUÇLAR TEK BOYUTLU DEĞİLDİR

Sözde büyüklerin uyguladıkları politika neticesinde ezilmişliği bir ömür boyu yaşayanların yanı sıra kimlik değiştirenlerin de varlığından bahsetmekte fayda var. Bu hor görme karşısında “hayır, ben öyle değilim” diyerek kimliğini değiştirenler ve bugün kendi halkını hor gören bir nesil de çıkmıştır ortaya…

Aslında bu konu buraya taşınacak kadar basit bir konu değildir. Tüm Bingöl’ün tartışması gereken ve üzerine nice diyalogların kurulması gereken bir olaydır…
Bu tartışma şuana kadar Bingöl tarihinde yapılmadı ve yapılacağını da düşünmüyorum. Bunu yapabilecek irade henüz kimsede ortaya çıkmadı.
Aslında bir diğer sebebi de bu sonuçları tartışmaya açacak kesimlerin çoğunun o sözde büyüklerin çocukları olmasından kaynaklanıyor.
Tabi hor görülen sınıfın çocukları da var, hem de sayıca epey çok, fakat yalnızlar ve yan yana mücadele edecek birilerini bulamıyorlar…
Ama unutmasınlar biz varız… Ve bekliyoruz…

Ey Bingöllü
, Ruslara karşı savaşa girmişken “Allah Allah” nidalarıyla düşmana karşı mücadele ederken birileri “arka sayfada” boşalan tapuları üzerine geçirmişti.

Ey Bingöllü
, Senin çocukların tarlalarda çapa sallamaya mahkûm edilirken, onların çocukları geleceğin temellerini atıyorlardı.

Ey Bingöllü
, senin çocukların bir cevher saçtıklarında, onlar önüne geçip “aman çocuklarını okutma, kâfir olurlar” deyip, geleceğinin önüne geçenlerdir.

Ey Bingöllü
, “Sen ekmek parası için Almanya’ya gitmeye karar verirken, onlar kâfir memleketinde, kâfirlere çalışmaya giderseniz, karılarınız boş olur” deyip, hakkınıza tecavüz edenlerdir.
Gözünü açmamakta kararlı mısın?
Ve gözünü açmaya karar verdiğinde senin derdinle yanıp tutuşanlara koş…
Biz buradayız…

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...

Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket

Bingöl'ün Sesi Gazetesi Bingöl haberleri
© Copyright 2017 Bingöl Haber bingölunsesi haber bingöl Gazete . Tüm hakları saklıdır. Bu site bingölun sesi Gazetesi Haber ön muhasebe programı bingöl billboard reklam
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
BİNGÖL HABERİ
bingöl bilgisayar firmaları
bingöl haberleri
bingöl haber