Bingöl'ün Sesi Gazetesi Bingöl haberleri

Bu, Mücahit İken Müteahhit Olan Arkadaşın Hikâyesidir...

Oku Ey Müteahhit arkadaş, sana bir ayna tutacağım ve seni sana göstereceğim. Oku, sana bir hikâye anlatacağım. Can gözüyle oku, çünkü bu senin hikâyendir…
Bu makale 24 Eylül 2013, Salı 01:42:28 eklenmiş ve 1165 kez görüntülenmiştir.
Veysel Çeliker

Doğdun, büyüdün ve gözünü açtın topluma. Baktın ve insanların bir kısmını bir dava peşinde gördün, bir kısmını da kendi çıkarları için uğraşır buldun. Bir dava için uğraşanlar senin gözünde yüceliyor, büyüyordu. Gönlünde onlar gibi olmak, onlara katılmak, onlarla büyümek vardı. İnsanları seviyordun, Allah’ını ve Peygamberini seviyordun; fedakârlık yapmayı ve bağlılığı seviyordun. Hatta sevdiğin bu değerlerin tehlike altında olduğunu görüyordun.

Hiç vakit geçirmeden, davası olan insanlara katılmak, tehdit altındaki değerlerin korunmasına ve kurtarılmasına katkıda bulunmak gerektiğine inanıyordun. Kararı kesindi; girecektin bir çevreye, tutacaktın bir faaliyetin ucunda, omuzlayacaktın o yüce davayı ve hizmet edecektin bağlı olduğun değerlere…

Güzeldin ve iyi niyetliydin. Kesilmiş yürek gibi idin… Ama insanların ot gibi, ağaç gibi, taş gibi olmalarına, hayatlarını ülküsüz, amaçsız, tasasız geçirmelerine razı olamıyor, bir insanın nasıl olup da hayvandan ya da ottan ya da herhangi bir varlıktan farksız yaşayabildiğini anlamıyordun… Velhasıl güzeldin, güzel ülkülerin vardı, için aydınlıktı. Gerçekten o güzel huyunla ve güzel düşüncelerinle gitgide daha da güzelleşiyordun…

Yaptın sonunda seçimini. Seçtin kendine göre bir çevre ve girdin aralarına. Girdin kadrolarına, girdin içlerine iyice. Yaptın seçimini ve partici oldu, sendikacı oldun, dernekçi oldun…

VE SONRA İKTİDARA GELDİN…

Çok çalışmalı, mutlaka başarılı olmalıydın. Vatanın, milletin ve hatta insanlığın geleceği sizin çalışmanıza, sizin başarınıza bağlıydı. Fakat hal böyleyken, sizi başarıdan alıkoyan, çalışmalarınızı bilerek bilmeyerek engelleyen, baltalayan, köstekleyen insanların ve çevrelerin varlığına inanmaya; onları giderek vatan ve millet düşmanı, hatta din düşmanı, insanlık düşmanı gibi görmeye başlıyordun. En büyük suçları ise size katılmamaları, yaptıkları işi derhal bırakarak size kayıtsız şartsız teslim olmamaları yahut hiç değilse işlerini ter yüz edip bir kenara çekilerek meydanı size bırakmamalarıydı…

Size rakip olanları veyahut “rakip olacağını” düşündüklerinize sıcak bakmıyordun. Arkadaşlarında pek farklı düşünmüyordu senden. Ruh halin giderek değişiyordu, davranışların değişiyordu, anlayışın değişiyordu. Artık varsa yoksa senin partin, senin sendikan, senin derneğin ve senin çıkarlarındı. Senden olmayanlara ters bakıyor, senden olmayanları sevmiyordun. “Allah için sevmek” diye bir şey vardı ama o unutuluyordu aranızda; parti için seviyormuş gibi yapmak vardı artık…

Eskiden Allah’ı seven, Allah’a her bakımdan bağlı olan, Allah adına insanlığın kurtuluşu için mücadele eden, Allah’ın emirlerine ve yasaklarına titizlikle uyan insanlara “iyi insan” derdin; oysa şimdi sadece senin çıkar ve menfaatlerin doğrultusunda hareket edenlere diyordun.

Ahlak anlayışında değişmişti artık. Eskiden büyüğünü küçüğünü tanır, saygı ve sevgide kusur etmezken, zamanla bu hassasiyetini kaybetmişsin. Şimdi sadece senden olanlara bu duyarlılığı gösteriyorsun.

Bir zamanlar çok titizlik gösterdiğin İslami ölçüleri ve incelikleri de unutmuşsun iyice. Onu yerine kendin yeni yeni ilkeler ve ölçüler benimsemiş, onlarla yaşar, onlarla yargılar, onlarla değerlendirir hale gelmiştin.

Belki hala namaz kılıyordun, hala oruç tutuyordun ama bunları da eskisi kadar samimi yapamıyordun. Bu ibadetlerini yaparken bile parti, çıkar, menfaat, cemaat, bir çevre gururu var sende… “Yapınca bizim gibi yapmak lazım!” “Kılınca bizim gibi kılmak!” der gibiydin her halinle. Dolayısıyla bu ibadetlerin de birer gösteriş ibadeti olmaya başlamış…

Bir zamanlar temiz olan özün bozulmuş. Kabukta Müslüman görünüyorsun ama özde İslam’la her bakımdan çatışır hale gelmişsin. Particilik, sendikacılık, cemaatçilik yapmak adı altında, ahlaksızlık sayılabilecek şeyleri bile rahat rahat yapabiliyorsun artık. Senden olanları hak etmeseler de öve öve göklere çıkarırken senden olmayanları yerin dibine batırabiliyorsun. Senden olmayanları gözden düşürmek için sürekli onların açıklarını arıyor, yalan bile söyleyebiliyor, onların hakkında iftiralar bile uydurabiliyorsun. İşin korkuncu, bunları hiç utanmadan, yüzün bile kızamadan yapabiliyorsun…

Hayret!  Binlerce Hayret!  Bunları Yapan Sen Misin Ey Mücahit!

Bir zamanlar insan sevgisiyle, güzel düşüncelerle dolu, iyi niyetli, dürüst sözcüne güvenilir birisi olan sen misin bu karşımdaki? Bir zamanlar büyük davaların adamı olmaya azmeden, dava adamlarına imrenerek bakan sen misin bu karşımdaki?

İşte şimdi sen bir menfaat adamısın, fakat heyhat, bütün erdemlerini, bütün faziletlerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıyasın. Artık kesilmiş yürek gibi değil, kırılmış kürek gibisin…

Hayret, bu iktidar sana hiç yaramamış! Açıkça söyleyeyim ki bu “yüce dava” dediğin şey, seni insanlıktan çıkarmış adeta…

Hayır, arkadaş Hayır! Vazgeç sen bu davadan, vazgeç bu sevdadan. Sana tekrar ot olmanı, ağaç olmanı, taş olmanı tavsiye ediyorum. Çünkü sen “ot” gibiyken, “ağaç” gibiyken” bu kadar çekilmez biri değildin; daha iyi insandın. Başkalarını kıskanman, karalaman, çekememezliğin, saplantıların, kuruntuların, kaprislerin, içten pazarlık gibi huyların, üçkâğıtçılıkların, fırıldakların yoktu. Çevrendeki insanlara karşı hoşgörülüydün, iyi niyetliydin, yararlıydın, sevimliydin; tek kelimeyle güzeldin. Şimdi ne oldu sana böyle arkadaş, söyle! Ne oldu san ki bu kadar çirkinleşebildin? Rezalete baktıkça fazilet rolü kesiyorsun. İkisinin bir arada gitmeyeceğini nasıl oluyor da bilmezmiş gibi davranıyorsun?

Hayır, yapma bunu kendine. Vazgeç her şeyden ve tekrar ot ol, ağaç ol, taş ol… Razı değil misin buna? Değil misin, olamazsın tabii. Öyleyse adam ol arkadaş, adam ol ki senden ibret alsınlar, feyiz alsınlar…

Haydi, son bir gayretle seç artık yolunu! Ya fazilete evet de, ya da rezalete…

·         Ocak 1986 yılında “Dinle Ey Âdemoğlu Bu Senin Hikâyendir” başlığı ile bizleri cezp eden Üstad yazarlardan “Yaşar Kaplan’ın” o zamanki ruh haliyle bakış açısını yansıttığı yazıyı okuduktan sonra günümüze çevrilmesini gerektiğini düşündüğüm bu yazıyı sizler için kalem aldım/ toparladım… Hakkınızı helal edin…

 

celikerveysel@hotmail.com

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...

Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket

Bingöl'ün Sesi Gazetesi Bingöl haberleri
© Copyright 2017 Bingöl Haber bingölunsesi haber bingöl Gazete . Tüm hakları saklıdır. Bu site bingölun sesi Gazetesi Haber ön muhasebe programı bingöl billboard reklam
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
BİNGÖL HABERİ
bingöl bilgisayar firmaları
bingöl haberleri
bingöl haber